İdarenin hukuka aykırı bir işlemi veya eylemi nedeniyle zarara uğrayan kişi, bu zararın tazmini için idare aleyhine tam yargı davası açabilir. Bu yazıda hizmet kusuru kavramını, idarenin tazmin sorumluluğunun şartlarını ve maddi ve manevi tazminatın nasıl belirlendiğini Danıştay ve Anayasa Mahkemesi içtihatları ışığında ele alıyoruz.
Kısaca
- İdarenin hukuka aykırı işlem veya eylemi kural olarak hizmet kusuru oluşturur; yargı kararının uygulanmaması da bu kapsamdadır.
- İdarenin sorumluluğu için zarar, hizmet kusuru ve uygun illiyet bağı birlikte bulunmalıdır.
- Maddi tazminatta zararın gerçek, kesin ve kalem kalem belirlenebilir olması gerekir.
- Manevi tazminat, zenginleşmeye yol açmayacak, ancak duyulan elem ve ızdırabı karşılayacak ölçüde belirlenir.
- Süreler: İdari eylemden doğan zararlarda, eylemin öğrenilmesinden itibaren 1 yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde idareye başvurulmalıdır (İYUK m.13). İdari işlemden doğan zararlarda ise tam yargı davası, iptal davasıyla birlikte ya da iptal davasının sonuçlanmasından sonra dava süresi içinde açılabilir (İYUK m.12).
Hizmet Kusuru ve Yargı Kararının Uygulanmaması
Hukuk devleti ilkesi uyarınca, faaliyetlerini hukuka uygun biçimde yürütmek zorunda olan idarenin hukuka aykırı eylem yapması veya işlem tesis etmesi, kural olarak hizmet kusurunu oluşturur. Buna göre, idarenin, anayasal bir zorunluluk olan yargı kararını uygulamaktan kaçınması da idarenin hizmet kusuru mahiyetinde olup, Anayasa’nın 125. maddesinde idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zarar ödemekle yükümlü olduğu hükmü ile 2577 sayılı Kanun’un 28. maddesi uyarınca yargı kararının yerine getirilmemesi nedeniyle davacının uğradığı zararların idarece tazminini gerektiği açıktır.
Hizmet Kusuru Nedir?
Hizmet kusuru, idarenin yürütmekle görevli olduğu hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişinde aksaklık, bozukluk, hukuka aykırılık veya ihmal bulunması şeklinde tanımlanmakta olup, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde ortaya çıkmaktadır.
İdare Hukukunun genel kabul gören temel ilkeleri uyarınca idarenin hizmet kusuruna dayalı mali sorumluluğundan söz edilebilmesi için;öncelikle bir zararın varlığı, bu zararın idarenin hizmet kusurundan kaynaklanması, ayrıca idarenin kusurlu eylem ve/veya işlemi ile ortaya çıkan zarar arasında uygun illiyet bağı bulunması koşullarının bir arada gerçekleşmesi gerekmektedir. Sayılan bu üç koşuldan birinin dahi eksik olması halinde idarenin mali sorumluluğundan söz edilmesi mümkün olmayacaktır.
Maddi Tazminat: Gerçek Zarar Şartı
Bununla birlikte, hizmet kusuruna dayalı maddi tazminat istemlerinde, tazmin edilecek zararın, mal varlığında gerçek, kanıtlanabilir bir azalma veya artma olanağından yoksun kalma niteliğinde somut olarak ortaya konulabilmesi gerekmektedir. İdare yönünden tazmin borcunun doğabilmesi için, sadece zararın varlığı yeterli olmayıp, bu zararın kesin olarak ortaya çıkmış, kesin ve belirlenebilir nitelikte, yani gerçek zarar olması gerekir. Tazminat davaları ile uğranılan gerçek zararın giderilmesi amaçlanmaktadır. Belli şartların gerçekleşmesi durumunda ileride elde edilmesi muhtemel gelirlerin gerçek ve kesinleşmiş olarak ortaya çıkan zarar olarak kabulü mümkün değildir.
Yargı mercilerince, maddi tazminat talebine ilişkin iddiaların kalem kalem incelenerek bu taleplerin dayanakları ile şartlarının oluşup oluşmadığı yönünden inceleme yapılarak işin esası hakkında karar verilmesi gerekmektedir.
Tazmin sorumluluğu gereğince ödenecek tazminat, idarenin belli bir eylem veya işleminden dolayı kişilerin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi önlemeye yöneliktir. İdare ancak kendi işlem ve eylemlerinden doğan gerçek zararı tazmin etmekle yükümlü tutulabileceğinden, maddi zararın hangi sebepten kaynaklandığının ve hangi kalemlerden oluştuğunun belirtilmesi gerekmektedir. Başka bir ifadeyle kişilerin gerçek zararlarının hangi kalemlerden oluştuğu dikkate alınmak suretiyle tazminat miktarı belirlenmelidir.
Hukuk Devleti ve Hukuki Güvenlik İlkesi
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir (AYM,E:2017/16, K:2019/64, 24/7/2019, § 43).
Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir(AYM,E:2013/39,K:2013/65,22/5/2013;AYM,E:2020/80K:2021/34,29/4/2021,§ 25).
Hukuk güvenliği ve hukukun üstünlüğünün sağlanabilmesi için ise devletin her türlü işlem ve eyleminin yargı denetimine açık olması gerekir.Nitekim Anayasa’nın 125. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” denilmek suretiyle bu husus anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. Ancak hukuk güvenliğinin ve hukukun üstünlüğünün sağlanması için devletin işlem ve eylemlerine karşı yargı yolunun açık tutulması yeterli olmayıp yargı mercileri tarafından verilen kararların gecikmeksizin uygulanması da gerekir.Yapılan yargısal denetim neticesinde bir işlemin hukuka aykırı olduğu tespit edilmesine rağmen işlemin iptali yönündeki kararın uygulanmaması, devletin işlem ve eylemlerine karşı yargı yolunun açık tutulmasını anlamsız hâle getirir. Zira hukuk güvenliği ve hukukun üstünlüğü sadece hukuka aykırılıkların tespit edilmesiyle değil bunların tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasıyla sağlanabilir.(AYM,E:2012/73,K:2013/107,3/10/2013).
Manevi Tazminatın Belirlenmesi
Manevi tazminat, kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır.
Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlamaktadır. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlayan manevi tazminatın,zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi, olayın, zararın ve varsa idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri hak ihlallerinin bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli, idari faaliyetin niteliği ve idarenin sorumluluk sebebi gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
Buna göre manevi tazminat takdir edilirken, davacı yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı yönünden ise hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.
Üçüncü bir kişinin eylemiyle doğan zararlarda da idarenin hizmet kusuru söz konusu olabilir. Güvenlik tedbiri alınmayan bir üniversite binasında gerçekleştirilen silahlı saldırıya ilişkin güncel bir Danıştay kararı için: Danıştay 8. Daire E:2021/5745, K:2024/5065 karar incelemesi.
Kamu hastanelerinde yapılan tıbbi müdahaleler nedeniyle doğan zararlar da hizmet kusuru kapsamında değerlendirilir ve bu zararlar için idareye karşı tam yargı davası açılır; özel hastanelerden kaynaklanan zararlarda ise görevli yargı yeri farklıdır. Bu konuda Bursa Tıp Hukuku Avukatı sayfamızı, kişiler arasındaki maddi ve manevi tazminat talepleri için Bursa Tazminat Avukatı sayfamızı inceleyebilirsiniz.
İdare aleyhine tazminat (tam yargı) davalarında hukuki destek için Bursa İdare Hukuku Avukatı sayfamızı inceleyebilir veya 0532 449 16 01 numaralı telefondan bize ulaşabilirsiniz. İlgili yazımız: İdari Yargı Kararlarının Uygulanmaması.





